Bir dost sohbeti sırasında, karşılıklı oturulurken içilen kahvelerin huzurlu sıcaklığında ortaya çıkan bu fikir, sosyal bilim dünyasında gezinen iki doktor adayı olan bizlerin tezlerine odaklanırken kafalarında oluşan soruların, bu soruların ağırlığının ya da ironik biçimde “hafifliğinin” tartışıldığı, sorgulandığı bir paylaşım anı içerisinde iyice belirginleşti. Bu sorgulayışlardan sonra ortaya çıkan fikre ve genel düşüncemize göre; sosyal bilimlerle uğraşmak, yukarıda bahsettiğimiz gibi, bu işi belirli bir maaşa ya da akademik ünvana kavuşmak için yapmaktan çok daha farklı bir anlayışla da ele alınabilirdi. En basitinden, bir sosyal gerçekliğin nasıl örüldüğüne, yaşandığına ya da yaşatıldığına dair beslenen tutkulu bir merak, çıkarsız bir heves, “amatör” bir ruh eşliğinde çözümlenebilirdi sosyal olgular.
Elbette bu irdelemeyi yaparken hevesle çalışan ve üreten araştırmacı, bilimsel normların ve düşünce sisteminin içinde kalacak, referanslarını bilim dünyasının ürettiği literatür içerisinde derleyip toparlayacak, kısaca ifade etmek gerekirse “bilimsel” olacaktır. Dolayısıyla burada önerilen “amatör” kavramı onun karşıtı olan “profesyonel” kavramına tam olarak denk gelmez. Çünkü amatör bir ruhla bilimsel çalışma üretmek bu çalışmanın “profesyonel” ölçütleri taşımıyacağı anlamına da gelmez. Daha çok amatör ruhla yapılan bir işin sadece ve sadece entelektüel bir çeşit keyif ve arzuyla ya da bir bakıma varoluşsal bir keşif heyecanıyla yapıldığı fikrine vurgu yapar.
kolay gelsin.içten ve de anlamlı yazılar ile başlamışsınız.böyle devam eder umarım.
YanıtlaSil