24 Şubat 2010 Çarşamba

taşindik

bundan sonra buradayız:))http://amatorsosyalbilimciler.wordpress.com/

16 Şubat 2010 Salı

sosyolojiye dair...

Geleneksel sosyoloji kuramlarının geçerliliği konusunda bir hayli iddialı fikirler öne sürmesine rağmen, mesafeli durulursa genel anlamıyla zevkle okunabilecek bir diğer kitap..

Arka kapaktan:

"Zygmunt Bauman, Sosyolojik Düşünmek adlı kitabında, sosyoloji dahil insana dair tüm disiplinlerin eksiklikten ve müphemlikten kurtulamayacağını söyleyerek, sosyolojinin 'ayrıcalık' ve 'kesinlik' iddialarına ağır bir darbe indirmişti. A. Game ve A. Metcalfe da Tutkulu Sosyoloji adlı kitaplarında sosyoloji disiplininin ve üniversite düzeninin nasıl işlediğini cürektkâr ama sağlam tezler eşliğinde gözler önüne seriyorlar. Üniversitelerde ne tür oyunlar oynandığını, ritüelleri ve ciddiyetiyle korku üreten derslerin, ödevlerin, sınavların, başarı ölçmekten çok hiyerarşiyşi pekiştirdiğini, şenlikli bir sosyoloji öğretiminin önündeki engellerin neler olduğunu çarpıcı bir netlikte gösteriyorlar. Onlara göre mevcut öğretim ortamı öğrencileri bedenlerini ve duygularını unutmaya, onları soyut hakikatin doruklarına tırmanmaya çağırır. Ders kitaplarında ise yazarların otoritelerini güçlendiren ve öğrencileri güçsüzleştiren hikâyeler anlatılır. Oysa boş bir sayfa olarak görülen öğrencilerin de yazarlar ve ve öğretmenler kadar hikayeleri vardır ve bu hikayeler gerçekliğin, olmazsa olmaz parçalarıdır. Öğrencinin bedeni, duyguları, aşkı ve nefreti, öğretim ilişkisinini can damarlarından biridir. Şenlikli bir öğrenme ilişkisinde yapılması gereken ise yazmaktan haz almayı, okumayı bir serüvene dönüştürmeyi, konuşma/dinleme ilişkisine arzu katmayı, dersi oyun oynar gibi dinleyip şarıkı söyler gibi anlatmayı, öğretim ilişkisine giren bedenler arasındaki erotik heyecanı hissetmeyi... becermektir."

15 Şubat 2010 Pazartesi

Başlarken, su'dan bir şeyler

Bir dost sohbeti sırasında, karşılıklı oturulurken içilen kahvelerin huzurlu sıcaklığında ortaya çıkan bu fikir, sosyal bilim dünyasında gezinen iki doktor adayı olan bizlerin tezlerine odaklanırken kafalarında oluşan soruların, bu soruların ağırlığının ya da ironik biçimde “hafifliğinin” tartışıldığı, sorgulandığı bir paylaşım anı içerisinde iyice belirginleşti. Bu sorgulayışlardan sonra ortaya çıkan fikre ve genel düşüncemize göre; sosyal bilimlerle uğraşmak, yukarıda bahsettiğimiz gibi, bu işi belirli bir maaşa ya da akademik ünvana kavuşmak için yapmaktan çok daha farklı bir anlayışla da ele alınabilirdi. En basitinden, bir sosyal gerçekliğin nasıl örüldüğüne, yaşandığına ya da yaşatıldığına dair beslenen tutkulu bir merak, çıkarsız bir heves, “amatör” bir ruh eşliğinde çözümlenebilirdi sosyal olgular.

Elbette bu irdelemeyi yaparken hevesle çalışan ve üreten araştırmacı, bilimsel normların ve düşünce sisteminin içinde kalacak, referanslarını bilim dünyasının ürettiği literatür içerisinde derleyip toparlayacak, kısaca ifade etmek gerekirse “bilimsel” olacaktır. Dolayısıyla burada önerilen “amatör” kavramı onun karşıtı olan “profesyonel” kavramına tam olarak denk gelmez. Çünkü amatör bir ruhla bilimsel çalışma üretmek bu çalışmanın “profesyonel” ölçütleri taşımıyacağı anlamına da gelmez. Daha çok amatör ruhla yapılan bir işin sadece ve sadece entelektüel bir çeşit keyif ve arzuyla ya da bir bakıma varoluşsal bir keşif heyecanıyla yapıldığı fikrine vurgu yapar.



sosyal bilimciler din üzerine neler söylemişler?

Elimdeki diger kitap bir din çalışmasına başlamadan önce okunması gereken bir başvuru kitabı Religion and Social Theoryhttp://www.amazon.com/Religion-Published-association-Culture-Society/dp/080398569X

14 Şubat 2010 Pazar

din antropolojik olarak nasıl çalışılır?


Bugünlerde bu kitabı okuyorum.

İran İslam Cumhuriyeti'nin yurttaş tasavvuru üzerine...

"Devrim Sonrası İran İlkokul Ders Kitaplarında Din ve Yurttaşlık" Buradan indirin

başlarken

İki doktora öğrencisi günlerce ödev yazıp, saatlerce ödevlerimiz, tez önerilerimiz üzerine konuşarak geçirdiğimiz bir dönemin sonunda bir gün neden bu konuştuklarımızı, sosyal bilimlere dair sorularımızı ve sorunlarımızı başkalarıyla da paylaşabileceğimiz bir ortam yaratmıyoruz diye düşündük ve Amatör Sosyal Bilimciler fikri ortaya çıktı. Amatör kelimesi genellikle bir işi yeterince iyi yapamayan, konunun uzmanı olmayan birini işaret etmek üzere kullanılır. Oysa bu yaygın kullanımının aksine amatör, bir işi tadını çıkararak yapan kişi demektir. Sözlükte “bir şeyi maddi karşılık beklemeksizin hevesinden ötürü veya zevki için yapan, heveskar, meraklı” anlamında tanımlanmaktadır. İşte bu tanımdan yola çıkarak farklı sosyal bilim disiplinlerinde merak ve hevesle çalışmalarını sürdüren sosyal bilimcilerle yazışmak, bir iş rutini ve kalıbına hapsolmaksızın sosyal bilim tartışmaları yapabilmek amacıyla bu blog fikrini hayata geçirdik.